Aliağa’nın adeta kördüğüme dönen, kanayan bir yarasından; yani bitmek bilmeyen şu meşhur hastane çilemizden bahsedeceğim.
Bilirsiniz, ben masa başında oturup ahkam kesenlerden değilim.
Gazeteci dediğin sahada olur, halkın arasında gezer, gerçeği yerinde görür.
İşte o sahada, sokakta kime dokunsam aynı feryat yükseliyor: "İsmail Bey, 110 bin nüfusu aştık ama bir hastane randevusu bile alamıyoruz!"
Yalan mı? Değil.
Koskoca ağır sanayi kenti Aliağa, sağlık hizmetleri konusunda maalesef çok ama çok talihsiz.
Bugün basit bir ameliyat için bile insanlarımız avuç dolusu para dökmek zorunda kalıyor.
Aliağa halkı, anayasal hakkı olan ücretsiz ve nitelikli sağlık hizmetine yeteri kadar ulaşamıyor.
Mevcut devlet hastanesindeki hekimlerimiz, personelimiz canla başla, büyük bir özveriyle çalışıyor; buna şahidiz.
500-600 hastaya bakabilecek kapasitedeki bina, günde 2 bin hastayı ağırlamaya çalışıyor. Ama yük ağır, imkanlar yetersiz!
Gelelim işin hikayesine... Yıl 2019. Yerel seçimler öncesi büyük müjdelerle, devletin zirvesinin, valilerin, rektörlerin katılımıyla Çaltılıdere’de bir temel atıldı: Dokuz Eylül Üniversitesi Aliağa Mesleki ve Çevresel Hastalıklar Hastanesi.
Aliağa Belediye Başkanı Serkan Acar elini taşın altına koydu; belediye imkanlarıyla hastanenin kaba inşaatını tamamlayıp Dokuz Eylül Üniversitesi’ne teslim etti. Biz sanıyorduk ki burası bölgenin şifa merkezi olacak. Ne de olsa Aliağa üreten, katma değer sağlayan, bu ülkenin sırtını yasladığı bir sanayi devi. Biz en iyisine layığız dedik.
Peki sonra ne oldu?
Aradan tam 7 yıl geçti, 7 yıl! Dile kolay... Biz sanki Aliağa’ya hastane değil, Bayraklı Şehir Hastanesi yapıyoruz!
Bu süreçte Dokuz Eylül Üniversitesi’nde tam üç rektör değişti. Nükhet Hotar gitti, Mahmut Ak vekalet etti, Bayram Yılmaz koltuğa oturdu.
Rektörler değişti, yıllar akıp gitti, tabeladaki "8 Haziran 2024 bitiş" tarihi çoktan eskidi ama Çaltılıdere’deki o inşaat bir türlü bitmedi.
Şantiyede bazen üç beş kişi çalışıyor, bazen işçiler paralarını alamadığı için iş duruyor.
Ankara’dan bütçelere bakıyorsunuz; komik ödenekler, adeta tamirat-tadilat paraları...
İzmir, merkezi hükümetin gözünde yine o bildik "üvey evlat" muamelesini görüyor
Meclis'teki Vekillerimiz Nerede? Gördünüz mü, Duydunuz mu?
Şimdi buradan sormak hakkımız değil mi: Biz bu milletvekillerini TBMM’ye niye gönderiyoruz? Kentimizin, ilçemizin sorunlarını savunsunlar, haklarımızı arasınlar diye seçmiyor muyuz?
İzmir bölgesinden, hangi partiden olursa olsun, tek bir milletvekilinin bu hastanenin bitmesi için samimiyetle uğraştığını göreniniz, duyanınız var mı? Soruyorum size, hangisi sesini yükseltti?
Sağ olsunlar, seçimden seçime ya da protokol icabı Aliağa’ya gelip gidiyorlar.
Ama basından köşe bucak kaçıyorlar! Niye mi? Çünkü basına bilgi verirlerse, bizim gibi sahada olan gazetecilerin soru yağmuruna tutulacaklarını çok iyi biliyorlar.
Çaltılıdere’deki o hastanenin hesabını veremeyeceklerini biliyorlar.
Onların gazetecilikten, halkı bilgilendirmekten anladığı ne biliyor musunuz? Gelirler ilçeye, kapalı kapılar ardında odaları gezerler, iki üç esnafa hatır sorup "Aliağa için not aldık" derler, sonra da arkalarına bakmadan giderler.
Vay be! İyi ki not aldınız! Aldınız da ne oldu? Soruyorum sayın vekillere: Aldınız mı Meslek Hastalıkları Hastanesini?
Burası herhangi bir ilçe değil; burası her gün sanayi kaynaklı ağır iş kazalarının yaşandığı bir sanayi kenti.
Tam teşekküllü, kapsamlı bir hastanemiz olmadığı için kazazede vatandaşlarımız İzmir’deki hastanelere yetiştirilmeye çalışılırken o 45 dakikalık yollarda uzuvlarını kaybediyor, can veriyor!
Belediye Başkanı Serkan Acar, geçtimiz aylarda Meclis kürsüsünden projenin %80 seviyesine ulaştığını ve 2026 yılında faaliyete geçmesi için mücadeleye devam edeceklerini söylüyor.
Biz de Aliağa basını ve halkı olarak bu haklı mücadelenin sonuna kadar arkasındayız. Bu Mücadele Aliağa’nın Gelecek Mücadelesidir
Aliağa halkı üvey evlat değildir. Alın terinin, emeğin başkentidir.
Bu Hastane açana kadar Mücadelemiz devam edecektir.
Saygılarımla

